Sayfalar

Bu Blogda Ara

pratik yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pratik yemekler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ev Yapımı Cips Salatası


Dikkat sevgili izleyici, bu tabakta bulunanların çoğu balkonda yetiştirdiğim sebzelerden oluşmaktadır.

Diyerekten havamı da attıktan sonra, sıra geldi, yeni tanıştığım bu klasik ötesi patates salatasına.

Sıcaktan kıvranıyoruz desem yeridir. Balkondaki sebzeler de sıcakla birlikte büyüyüp olgunlaşınca ben de bunları bir salata da toplaştırıp, sofrayı ferahlatıyım dedim. İyi de ettim. Çünkü yerken tüm sebzeler kütür kütür ağzımıza geldikçe daha bir keyiflendik.

Bu salatada ki tek fark, patateslerin yuvarlak şekilde ince ince doğranıp, ducrosun soğanlı sarımsaklı baharat karışımıyla fırında çıtırdamasıyla oluşturuldu, çeçil peyniri de pek yakıştı.

Malzemeler:
  • 10 kadar kiraz domates
  • 1 adet salatalık
  • yarım marul
  • yarım demet maydanoz
  • çeçil peynir
  • 2 adet patates
  • 4-5 adet sivri biber
  • 1 adet soğan
  • zeytin yağı
  • tuz
  • baharat karışımı
Hazırlanışı:
Patatesleri yuvarlak kesip incecik doğrayın, biraz zeytinyağı ve baharat karşımıyla harmanlayıp fırında çıtır çıtır olana kadar kazartın. Sonra tüm malzemeleri doğrayıp en üste de kızarmış cipsleri ekleyip servis yapın. Salata yemeyen çoçuklar için sağlıklı ve lezzetli bir çözüm.

Mutlu tatiller...



Kızarmış Nektarin: Damla Sakızlı Muhallebi


Mevsim yaza dönünce, meyveler dallardan dökülünce, canım da sütlü ama meyveli bir tatlı isteyince, istedikten sonra da yapılmayacak hiç bir şey olmayınca attım kendimi mutfağa.

Pazardan aldığım nektarinleri tereyağında birazcık şekerle iyice kızarttım. Diğer taraftan da damla sakızlı muhallebimi hazırladım. Sonra tereyağında kızarttığım nektarinleri servis tabağına yerleştirdim.Üzerine muhallebiyi döktüm. Baktım ki tavada mis gibi karemel var, hemen içine biraz badem biraz da antep fıstığı ekledim ve kavurmaya başladım. Harlı ateşte hem karamel kıvamını aldı hem de bademler, fıstıklar çıtırdadı. Sonra sıra bu çıtırdakları tatlıyla buluşturmaya geldi.



Bu kadar eziyet yeter deyip, buzdolabında soğuttuğum tatlımı, keyifle yedim.

Bazen tarife gerek kalmadan, ölçüye ihtiyaç duymadan böylesi tarifleri yapınca kendimle gurur duyuyorum...

Mutfak aşkı yolunda, keyfi sonunda...

Kabak Çiçeği Dolması


Geçen haftalarda annem bizdeyken ev bakmaya gitmiştik. Bakacağımız ev yoldan biraz sapa kaldığı için yürümeye başladık. Yürürken annem, buğday başaklarına benzer bitkileri gösterip, "kızım bak bunlar yokluk buğdayıymış, eskiden dedenler bunları toplayıp un yaparlarmış..." diye anlatmaya başlayınca, aklımda hemen  "şükür" nidaları yükseliverdi.

Kabak çiçeği de yokluk zamanlarının uydurma yemeği midir bilmem ama, işe espriyle yaklaşacak olursak yokluk bazen de iyi şeylere sebep olabiliyormuş demek geçmiyor değil içimden. Kökeni için farklı söylentiler olsa da Ege mutfağının en lezzetli yemeğidir kabak çiçeği dolması. Hem de öyle lezzetlidir ki, kabağın üstüne yükletilen bütün kötü unvanları unufak edebilir. Tecrübeyle sabittir!


Pazar günü sabah yataktan kalkar kalkmaz kendimizi pazara attık. Yazın gelmesiyle birlikte pazar artık daha renkli bir hale geldi. Uykusu açılmamış adımlarken pazarı bir anda çıktı karşıma kabak çiçeği. Daha fazla naylon poşette güneş altında kalıp küsmelerine gönlüm razı olmadı, hemen aldım senenin ilk çiçeğini. Maksat kabak üzerine söylenmiş tüm kötü sözleri unutturmak, maksat kabağın etinden sütünden faydalanmak?

Ufak araştırmalardan sonra ilk deneyim için kolları sıvadım. Görüntüsü bile nasıl da etkileyici öyle değil mi?


Malzemeler:
  • 30 adet kabak çiçeği
  • 1 su bardağı pirinç
  • 2 büyük boy sağan
  • yarım demet maydanoz
  • yarım demet taze nane
  • yarım demet dereotu
  • yarım çay bardağı kuşüzümü
  • yarım çay bardağı dolmalık fıstık
  • 1 çay kaşığı kimyon, yeni bahar, karabiber, toz biber
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • isteğe bağlı bir çimdik tarçın
  • zeytinyağı
Hazırlanışı: 
Önce kabak çiçeklerini soğuk suya ıslayıp, içlerindeki polenli kısımlarını çıkartıyoruz. Çiçekleri yıkarken başaşağı yıkayın ki şekilleri bozulmasın. Daha sonra dolma içimizi hazırlıyoruz. Önce soğanları ve fıstıkları kavurup pirinci ekliyoruz. Sonra tüm baharatları ekliyoruz. Ocaktan indirdikten sonra tüm yeşilliklerini  ekleyip ılımaya bırakıyoruz. Hazırladığınız iç harcı muhakkak ılındırın yoksa çiçekleriniz zarar görebilir. Sıra geldi çiçekleri doldurmaya. Çiçeklerin içine bir çay kaşığından biraz fazla iç harçla doldurup tencereye dizin. Doldurma işlemi bittikten sonra üzerine bir su bardağı su ekleyip en küçük ateşte, kısık ateşte pişmeye bırakın. Dolmalarınızı ılık olarak servis yapın. İşin püf noktası en küçük ocakta, kısık ateşte pişirmek. 

Dipnot: Ilık olarak, üzerine limon sıkılarak, semizotlu cacık eşliğinde tüketilmesi tavsiye edilir!

Afiyetle...



Armut Salatası: Bol Baharat İçerir!


Baharın nüksettiği şu güzel günlerde, topraktan fışkıran bereketi düşünüp, gözlerinizi kapatmanızı istiyorum. Eğer siz de benimle birlikte bu yeşil hayale dalmak istiyorsanız, bu keyifli yolculuğa siz de davetlisiniz.

Gözlerinizi kapatın ve masanın başına oturun. Önce kurabiye gibi marulları getirin aklınıza, nasıl körpe, nasıl yeşil... Sonra tazecik sarımsağı, dalında yemyeşil biberiyeyi... Biraz da tatlı dokunuşlar için, bir iki dal fesleğen, bir tane de armut çağırın bu masaya. Daha fazla aroma için biraz da roka... Bir tane de dalından salatalık...

Malzemeler:

  • 1 tane salatalık
  • 1 tane armut
  • 1 tane minik turp
  • yarım demet marul
  • yarım demet roka
Sos için:
  • 5 adet ceviz içi
  • 2 diş taze sarımsak
  • 1 dal taze biberiye
  • 1 dal taze fesleğen
  • yarım çay bardağı zeytin yağı
  • yarım çay bardağı nar ekşisi
Hazırlanışı:

Önce tüm salatalık malzemeleri, tazeliğini ve diriliğini koruyacak şekilde doğrayıp harmanlıyoruz.
Sosu için önce taze sarımsak, biberiye, ceviz ve fesleğeni havanda dövüp üzerine zeytin yağını döküp yarım saat bekletiyoruz. Sonra da nar ekşisi ve bir fiske tuz ekleyip tüm sosu karıştırıp salatanın üzerine döküyoruz.

Salatayı ağzınıza atınca tatlıdan tuzluya yumuşacık bir geçiş, mayhoş bir sarhoşluk ve fresh bir tazelik hissediyorsanız, aynı hayalde buluştuk demektir.

Salatasız geçmeyen öğünler dileğimle...


Enginar Kalbi


Bahçelerde enginar çıktı çıkalı, midemizden önce karaciğerlerimiz bayram etmeye başladı. Yok ben enginar yemem, yiyemem diyenlerdenseniz eğer, bu kıymetli sebze için yeterli çabayı göstermiyorsunuz demektir. Bizim evde de aynı homurtular dolaşmaya başlayınca, paraya kıyıp tazecik enginarları da alınca mutfakta olaylar şöyle gelişmeye başladı:

Önce körpe enginarlar itinayla soyuldu, kararmamaları için tuzlu unlu suya ıslandı, körpecik bir kaç yaprak kemirildi...

Ardından derin bir tencerenin içine 2 su bardağı su, bir limon suyu, birazcık tuz ekleyip, enginarlar pişmeye bırakıldı...

Enginarlar pişe dursun deyip açtım buzdolabının kapısını. Bir paket mantar gözüme çarptı hemen, sonra enginarı muhakkak mantarlı bir pilavla buluşturmalıyım dedim. Taze soğanları, zeytinyağında şöyle bir çevirip içine irice doğradığım mantarları ekledim. Biraz soteledikten sonra pirinçi, tuz ve karabiberi ekledim. Kısık ateşte bir pilav demledim. Demini almak üzere olan pilavıma bir yemek kaşığı kaymak ekleyip, lezzetine lezzet kattım. Aslında pilav pilavlıktan çıkıp çoktan risottoya doğru yola çıkmıştı ama o benim için mantarlı bir pilavdı. Bundan kendisinin de haberi yoktu?

İşin en kolay tarafı ise enginar çanaklarıma bu nefis pilavı doldurmak, biraz da incecik kıydığım dereotu ve maydanozla süslemek oldu. Bu nefis lezzete annemin elleriyle mayaladığı yağlı yoğurdu eşlik etti.

Evdeki "enginar mı??" homurtularına kulak asmayın, enginar yeme azminden şaşmayın...

Sevgiler, musmutlu hafta sonları...

Kabak Tadı: Mücver


Yazın gelmesine siz de benim kadar sevinenlerdenseniz eğer, parmağınızı kaldırıp bir yehhuu çekin. Çünkü yazla birlikte sebzelerin bence en güzellerine kavuşmuş oluyoruz. Önce patlıcan, sonra kabak, pembe domatesler, çıtır çıtır biberler... Kış sebzeleriyle yemek yapma uğraşı kabak tadı vermişken, pazardan alıp geldiğim bu körpecik kabaklarla yaptığım mücver kabak tadı vermiyor hiç. 

Kabak tadı vermek deyimiyle kabağa haksızlık edildiğini düşünürüm hep. Kabak tadı veren haberler, kabak tadı veren magazinel olaylar, kabak tadı veren insanlar... Bizi kızdıran, bizi usandıran herşeye kabak tadı verdi deyip geçiyoruz. Mücverden bir ısırık aldıktan sonra ağzınıza yayılan kabak tadını nasıl açıklarsınız peki? Her gün yeseniz bıkar mısınız? (cık:)



Şimdi vereceğim tarif kabak tadı verme deyiminin sizde oluşturduğu tüm kötü izlenimleri kökten yok edecek. Garanti veriyorum bu tariften sonra hayata pembe gözlüklerle bakacak ve her birinizin içinde bir Pollyanna uyanacak. Hadi bakalım Pollyannalar herkesi bu masal için mutfağa davet ediyorum.

Mücver için gramlı bardaklı ölçülerim yok. Elinizdeki tüm kabakları rendenin iri tarafıyla rendeleyin. Ben 1 kilo kabak kullandım. Rendelenen kabakların suyunu sıkın ve diğer malzemelerinizi hazırlayın. Birer demet  taze soğan, maydanoz ve dereotunu incecik kıyın. Kabakların üzerine ince ince kıydığınız yeşillikleri, baharatlarını, 1 yumurtayı, 3 yemek kaşığı unu ve 2 dilim beyaz peyniri ekleyip yoğurun. Kızgın yağda her iki tarafı da kızarana dek kızartın. Ilık olarak kaymaklı tava yoğurdu eşliğinde servis yapın.

Uzun süren kış sonrası kabak tadı veren kış yemeklerinin ardından fresh bir lezzetle mutlu haftalar diliyorum...

Yumurtalı Kuzu Göbeği (Morel Mantarı) ve Kahvaltı


Cuma günü öğleden sonra saat 3 oldu muydu ben tatil moduna geçiş yapıyorum. Gözlerimi kapatıyorum ve kalabalık kahvaltı sofralarının hayalini kuruyorum. Çeşit çeşit peynirler, kalori yüklü hamur işleri, tereyağlı yumurtalar, tavşankanı demlenmiş dumanı üstünde çaylar... Saatlerce kocaman kahkahalar eşliğinde bir kahvaltı... İşte sırf bu yüzden haftasonu demek kahvaltı demek benim için.


Haftasonu sıkılmış kendi kendime dırdırlanıp dururken, babamın telefonu ile kendimi mutfakta buldum. Güzel bir akşam yemeğinin ardından sabah uyanıp annem, kardeşim ve ben mutfağa girip nefis bir kahvaltı hazırladık. Kahvaltının starı ise annemlerin getirdiği köy yumurtaları eşliğinde pişirdiğimiz kuzu göbeği mantarı, pürçük mennesi ve kuşkonmazlardı.


Annem mantarları temizledi, kardeşim tavayı ısıttıp tereyağını koydu. Ben gözyaşları içerisinde soğanları doğradım ve lezzet dolu kokular evimizi doldurdu. Güneş o gün oldukça cömertti. Camın önündeki çiçekler, evin önündeki çam ağacı ise bize güzel bir manzara sundu.


Sonra başladık sofrayı kurmaya. Peynirler, sıcacık simitler poğaçalar, el yapımı reçeller, annemin organik zeytinleri...



Biz böyle ailecek harika bir haftasonu geçirmiştik. Büyük sofralarda, minicik minicik mutluluklarla lezzetli bir haftasonu geçirmeniz dileğimle....








Gökova Körfezinde Gün Batımı ve Bir Köy Hikayesi


Bütün bir hafta hızla geçsin de biz de izne ayrılalım diye sabırsızlıkla bekledi. Bu tatile öylesine ihtiyacım vardı ki, öylesine sabırsızlanıyordum ki, bu heyecanın sonunun büyük bir hüzünle biteceğini hiç düşünmemiştim.

Yola çıktıktan kısa bir süre sonra bizi böyle bir gün batımı karşıladı. Sakar tepesinden Gökovaya böyle bir manzarayla indik. İçim içime sığmayacak kadar mutluydum o gün.

Annemlere vardığımızda annemin hazırlamış olduğu nefis yemeklerle kendimize bir ziyafet çektik. evimizin baştacı, bizim daimi misafirimiz babaannemle özlem giderdik. İsmimi ağzından düşürmediği yılları özlerken, çekip beni öpünce öylesine mutlu olmuştum ki, bunun bir veda öpücüğü olacağını hiç düşünmemiştim.


Bu mutlu dakikaların ardından birkaç günlük tatil için köyün yolunu tuttuk. İlk gün eşimin ve babamın tuttuğu bu balıklar donattı soframızı. Şömine karşısında mütevazi bir sofra kurduk. Masamızı ise yolda durup topladığım anemonlar süsledi. Herşey doğal, herşey gösterişten uzaktı. Sabahları kuş cıvıltıları eşliğinde uyanmak ise muhteşemdi. Çok uzun zaman olmuştu böyle güzel bir şekilde güne başlamayalı. Gerçi kuşlar öyle cıvıldıyorlardı ki uyumak ne mümkün.


Kumpir keyfi ise cabası...


Sadece kuş sesleri eşliğinde doğa yürüyüşü...


                                                         Erken gelen bahar müjdecileri...


Ateşte cızbız köfteler...

Sonra rotamızı Göcek'e çevirdik.


Güneş çok cömertti.


Bununla uzak diyarlara kaçasım geldi...

Bu kadar güzelliğin ortasında iç sıkıntım bir türlü dinmedi. Annemlere geçtiğimizde evimizin önü hayli kalabalıktı. Yukarı çıktığımda halamların hepsi bizdeydi. Babaannemin etrafındaydı tüm evlatları. Üzüyordu onu da bizleri de bu yataktaki hali. Bir asırlık ömründe, son demlerindeydi, son nefesini biricik oğlunun kollarında, son sözünü, biricik oğluna "oğlummm"diyerek, verdi.

Ölümü beni çağırmıştı. Ondandı bu iç sıkıntısı, ondandı bu kadar oraya gitme isteği, bu kadar acele etmem...

Çocukluğumun en güzel zamanlarını bana yaşatan, karnımı her zaman doyuran, biz taşınınca evcilik oyunlarımızda kalan oyuncakları öpüp koklayıp gözyaşı döken, uzak diyarlardayken ismimi dualarından eksik etmeyen, bana hiç kıyamayan, 100'ü geçkin yaşında bile beni hep hatırlayan birtanecik Babaannem benim. Nurlar içinde uyu...





Organik Mutfak: Sarıot ve Kuşkonmaz


Bundan 6-7 ay önce olsa, kış mevsimi girince eyvah şimdi ne pişireceğim naraları atar, çoğu zaman da bahane olarak yorgunluğu ekler mutfağa girmek istemezdim. 

Bundan 6-7 ay önce olsa, lapa lapa yağan kar yüzünden üşümekten korkar, buz tutmuş yollarda kaymaktan ürker, amann nasılsa seçtirmiyorlar deyip market yollarını tutar, orada tazeliğini yitirmiş meyve ve sebzeleri doldurur gelirdim eve.

Bundan 6-7 ay önce olsa, koklarken misi gibi çilek kokan ama yemek için yıkadığımda o nefes kesen kokudan eser kalmayan çilek görünümlü ekşi meyveleri dişlerdim...

Oysa ben envai çeşit tazecik sebze ve meyvelerle, dalından kendimin koparttığı ürünlerle geçirdim bu kışı. Yine mutfağa girmek istemediğim zamanlar oldu elbet ama onlar da tamamen şımarıklıktandı. Son zamanlarda  pazar günleri  ve evimin dibinde pazar günleri kurulan cıvıl cıvıl pazarın gelmesini dört gözle bekler oldum. Isırınca suratıma sularını sıçratan turpları, çıtır çıtır marulları, körpecik kerevizleri, aromatik otları...

Tamam tamam kimseler kıskanmasın, ben sözü biraz da fotoğraflar bırakmak istiyorum.

 Sırasıyla, sarıot, turp, kuşkonmaz, pazı...



Şimdi size kısaca tarifi vermek istiyorum. Sarı otları ve kuşkonmazları ayıklayıp yıkayın. Bir baş iri soğanı küp küp doğrayıp zeytin yağında çevirin. Hemen ardından kuşkonmazları soğanlara ekleyin. Biraz kavurduktan sonra doğradığımız sarıotu ekleyip suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Otun üzerine bir miktar tereyağı bırakıp yağlar eriyince göz göz açtığımız ota yumurtaları kırıp kapağını kapatıp bekliyoruz. Son olarak da üzerine pul biberi ve tuzu serpip sıcak olarak servis ediyoruz.

Her şey bu kadar taze, her şey bu kadar körpe, her şey bu kadar lezzetli olunca ben de mutfağa keyifle giriyorum. Biraz Ege'den biraz Akdeniz'den esinlenip sıcak yuvamı bu lezzetlerle dolduruyorum.


Hayatınızdaki renklerin ve lezzetlerin bu kadar canlı kalması dileklerimle...


Pizza


Dışarıda amansız bir yağmur, olsun varsın.
Ya da lapa lapa kar.
Belki de cıvıl cıvıl bir güneş.
Biz de yağmur var, ama olsun hafta sonunun geliyor olmasının mutluluğu yeter. Günü yarıladım bile ben. Erkenden kalktım, yağmuru izleyerek ve tatili gözleyerek kahvaltımı yaptım, işe geldim. Anlayacağınız tatili hak ettim. Eğer siz de benim gibi hafta sonu tatilini dört gözle bekleyenlerdenseniz bana bir göz kırpmanız yeterli.

Ballandıra ballandıra anlattığım tatilin baş tacı ise uzun uzun ve keyifle yapılan kahvaltılardır. Keyifli kahvaltı sofralarımızı bu hafta pizzalarla şenlendirelim istedim.

Hadi hanımlar kolları sıvayın, öyle özel malzemelere gerek yok, buzdolabında, buzlukta ne varsa çıkartın tezgaha. Hamurunuzu mayalayın, hamur dinlenirken siz de mantarı, biberleri, sucukları doğrayın. Yazdan hazırlayıp kaldırdığınız domateslerinizi çıkartın, baharatlarla aromatik bir sos hazırlayın. Elinizde ne kadar peynir varsa, hepsini dizin. Hadi eğlence vakti.


Malzemeler:

Hamur için:
  • 5 su bardağı un( Dr.Oetker pizza unu da kullanabilirsiniz)
  • 1 paket yaş maya (Yuva Maya tercihen)
  • 1 su bardağı ılık su
  • yarım su bardağı zeytinyağı
  • tuz ve 1 tane küp şeker
Üzeri için:
  • Sucuk
  • Mantar
  • Kırmızı ve yeşil biber
  • Zeytin
  • Domates sos
  • Mozzarella peyniri (Pınar, Yörsan, Bahçıvan gibi yerli markaları ucuza bulabilirsiniz)
  • Cheddar peyniri (Pınar ve benzer markaların var)
Hazırlanışı:

Öncelikle hamurumuzu yoğurup mayalanmaya bırakıyoruz. Üzerini muhakkak bir streç film ya da hafif nemli bir bezle kapatın.

Sonra malzemelerinizi hazırlayın, ben ben de olanları kullandım ama siz dolapta ne varsa onu kullanın. Ben kaşar peyniri yerine mozerella denedim, renk olsun diye de biraz cheddar peyniri kullandım. Domates sosunu biraz sarımsak, zeytin yağı, biraz biberiye ve bol baharatla harmanladım.

İşte şimdi işin zevkli kısmı, çoluk çocuk toplanın ve bu nefis pizzaları hazırlamaya başlayın. 


Ben hem pizzadan hem de mutluluktan kocaman bir dilim kaptım bile.
 Peki ya siz?
Mutlu tatiller...

Not: Dominos Pizza'nın Kayseri Ateşi'ne ailecek bayılıyoruz. Dominos'tan ricamız tariflerini bizlerle paylaşması :)


Çikolatalı ve Portakallı Puding

Küçükken annem mutfağa girip de kakaonun o eşsiz kokusu evi doldurdu muydu anlardık ki annem kakaolu puding yapıyor. Yarış halinde koştururduk mutfağa. Reklam filmlerini aratmayacak sahneler yaşanırdı sıcacık yuvamızda. Sıcakken vermezdi annem karnımız ağrır diye. Biz de kardeşimle tencereyi kaptığımız gibi elimizde kaşıklarla çökerdik pudingin dibini kaşıklamaya. Bu cümlelerin ardından yüzünüzde bir gülümseme oluştuysa eğer keyifle tarife geçebilirim artık. Anılara yolculuğun ardından artık evde kendi pudingimi kendim yapar olduğumu bildiririm sizlere. Hele de evde her ikimiz de pudingi böylesine severken bu tarifi yayınlamamak olamaz diye düşünüyorum.

Malzemeler:
  • 1 litre süt
  • 3 çorba kaşığı un
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 3 çorba kaşığı kakao
  • 1 paket vanilya
  • 1 portakalın suyu
  • 1 portakalın kabuğunun rendesi
  • 1 yemek kaşığı margarin
  • süslemek için 1 adet portakal ve çikolata
Hazırlanışı:

Muhallebi yapar gibi vanilya, portakal kabuğu rendesi ve margarin haricindeki tüm malzemeleri boza kıvamına gelinceye kadar pişirin. Daha sonra ocaktan indirip yüksek hızda çırpın. Çırparken vanilya, portakal kabuğu ve margarini ekleyin. Islattığınız kaseler karışımı paylaştırıp, en az 3 saat buzdolabında soğuttuktan sonra, kaseleri ters çevirip servise hazır halde getirin. Dilediğiniz kadar portakal dilimi ve çikolata ile servis edin.


Çökertme Kebabına Farklı Bir Dokunuş


İlk denediğim andan beri, canım ne zaman şöyle baharatlı acılı bir şeyler yemek istese ilk sığındığım kapıdır çökertme kebabı. Yoğurdun patates kızartmasıyla müthiş uyumu, üzerinde nar gibi kızarmış, mis gibi baharatlara bulanmış bonfile parçaları.

Biliyorum böyle bir anlatımdan sonra daha önce tarifini verdiğim çökertme kebabını arayacak gözleriniz ama boşuna o zahmete girmeyin. Bu tarifi kendime göre uyarlayıp yayınlıyorum.

Bu tarifte bonfilelerin yerini kavurma alıyor. Patateslere ise nar gibi kızarmış zeytin yağlı ve baharatlı ekmekler yataklık ediyor. Son günlerde favorim ise annemin bahçesinden kopartıp yerken çıtır çıtır sesler çıkartan acı biberler. Çorbadan salataya, et yemeklerinden sebze yemeklerine hatta kahvaltıya bile eşlik ediyorlar bana.

Neyse tarifin özü için daha önce yayınladığım çökertme kebabını okuyabilirsiniz. mantık yine aynı. bu defa patates kızarmasının altına zeytinyağlı ve baharatlı ekmek dilimleri yataklık yapıyor. Hemen üzerinde ise patates kızartması ve tuzlu süzme yoğurt. Pek çoğunuzun bana bu bile yeter dediğini duyar gibiyim. Onun üzerine ise önce kavurma mantığıyla yola çıktığım ama sonra pilav yemek istemediğim için böyle bir değişim yaşayan baharatlı kavurma var. ve pek tabii olarak da tavadan indirmeden hemen önce eklediğim biberlerim.

son günlerde her öğünde bu yemekten olsa asla hayır demem, bıkmadan usanmadan yiyebilirim.yazdan kalma bir lezzet.

Afiyetle...

Cherry Domatesli, Hellim Peynirli Tart

Daha önce yaptığım tuzlu tart denemelerimin ardından uzun süredir cafefernando. com sitesinden görüp ayıla bayıla baktığım bir tarife geldi sıra. Oruçluyken yapımını oldukça uzun süreye yaydım ve iftarla birlikte bu eşsiz lezzete kavuşabildim.

Biberiyeyi ne kadar sevdiğimi söylememe gerek yok çünkü artık bütün yemeklerimde kullanıyorum. Benim cömert saksım da biberiyeyi ben koparttıkça daha da büyütür hale geldi. Ben tariften sadece tart hamurunu birebir tuttum. Onun dışında içeriğini kendim oluşturdum. Bu eşsiz tarif için hadi siz de kolları sıvayın bakalım...


Malzemeler:
Hamur için:

  • 1-1/5 su bardağı un
  • 150 gr tereyağı (soğuk ve küp küp dilimlenmiş)
  • 2 çorba kaşığı buz gibi su
  • 1 çay kaşığı tuz
İç harcı için:
  • yarım su bardağı beyaz peynir
  • 1 su bardağı hellim peyniri (rendelenmiş)
  • 15-20 tane cherry domates
  • 2 yemek kaşığı sızma zeytin yağı
  • biberiye, karabiber
  • domateslerin üzeri için keş rendesi
  • biraz kaşar peyniri rendesi
Hazırlanışı:

Öncelikle un ve tuzumuzu harmanlayıp içerisine küp küp doğrayıp soğuttuğumuz tereyağını ekleyip yoğuruyoruz. Hemen ardından sularını ekleyip hamurumuzu bir poşete atıp buzdolabından en az 1 saat dinlendiriyoruz. 


Dinlenen hamuru yağladığımız tart kalıbına koyup el yardımıyla açıyoruz. sonra önce beyaz peyniri, ardından rendelenmiş hellim peynirini hamurun üzerine ekliyoruz. sonra cherry domateslerini dizip üzerlerine biraz tuz döküp, keşleri rendeliyoruz. Sonra karabiber, zeytin yağı ve son olarak da taze biberiyeyi ekleyip önceden ısıttığımız fırında 40 dakika pişiriyoruz. Fırından çıkartmadan önce üzerine isteğe bağlı olarak kaşar peyniri rendeleyip ılık olarak servis yapıyoruz.



Siz de taze baharatlarla tartınızı çeşitlendirebilirsiniz. Benim için oldukça lezzetli bir seçenekti bu tart. Siz de sofralarınızda farklı lezzetler arıyorsanız, bu eşsiz tartı kaçırmayın.

Mutlu haftalar...

Taze Patates

Mevsiminin gelmesini dört gözle bekler oldum desem yeridir. Özellikle de incecik kabuklarıyla, taze baharatlarla daha da bir lezzetli gelir taze patates bana. Öyle patates düşkünü bir insan değilimdir, ama söz konusu taze patates olunca son iki yıldır galiba büyük bir tutkuyla bağlandım bu eşsiz lezzete.

Yanında süzme yoğurt ya da sadece zeytin yağlı olması yeter de artar bile... Ama tazecik biberiyeye ve sarımsaklısına da asla hayır demem doğrusu....


Bunun için ekstra bir tarif vermeye gerek duymuyorum. Eğer elinizin altında taze patatesleriniz varsa pişirme sürecindeki çeşitlendirme size kalsın. Ben bir kase içerisinde zeytin yağını, püre haline getirdiğim sarımsağı, taze biberiyeyi ve toz biberi iyice harmanladım. Bu karşımla patateslerimi yağlayıp pişirdim. Bir kase süzme yoğurtun içine bir kaşık labne peyniri ekleyip çırptım ve üzerine italyan otlarını değirmenden geçirdim. Sonrası ise damak çatlatan cinsten oldu.


Patatesin en sevdiğim hali... Tüm aromaları içinde barındırıyor bu pişirme şekliyle.


Bu eşsiz lezzete siz de kayıtsız kalmayın...
Mutlu haftalar...

İmam Bayıldı

Yaz mevsimi gelse de patlıcanlar tabaklara gelse diye beklerim ben. Şöyle sarımsaklı yoğurt eşliğinde kızartması mı desem, yoksa domates soslu patlıcan mı? Beğendili kebap mı, yoksa közlenmiş salatası mı?

Patlıcanı çok seven birisi olarak her çeşidini çok seviyorum. Yazları annem denize giderken bir tencere imam bayıldı yapardı muhakkak. Üzeri maydanozla örtülmüş, sarımsaklı domates soslu, nar gibi kızarmış bir tencere imam bayıldı. Düşününce fark ettim ki ben hiç imam bayıldı yapmadım bu güne kadar. Annemin yapıp da benim ayıla bayıla yediğim bu yemeği bir de kendim pişirmek istedim.


Malzemeler:
  • 5 adet patlıcan
  • 2 adet büyük boy soğan
  • 5 adet çarliston biber
  • 5 diş sarımsak
  • bolca domates
  • 1 adet küp şeker
  • üzeri için maydanoz
Hazırlanışı:

Ben patlıcanlarımı uzun dilimler halinde kızarttım daha pratik olduğum için. Patlıcanları alacalı soyup uzun uzun dilimleyin ve kızartın. Sonra bir tavaya irice doğradığımız soğanları, sarımsakları ve biberleri atıp kavurun, Domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın ve soğanlara ekleyin.son olarak da şekerini ekleyip pişirin. Kızarttığımız patlıcanları tencereye dizip, içlerini harçla doldurun. Artan harcı da tencereye döküp, düşük ısıda 20 dakika pişirin. ılık olarak servis yapın...


Yaz geldiği için bol patlıcanlı tarifleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Eğer siz de benim gibi bir patlıcan severseniz beni izlemeye devam edin.

Mutlu Haftalar...

Peynirli Börek


Günler öyle hızlı geçiyor ki, saate bakınca sadece 11:30 ve 16:45'leri görüyorum. Ne zaman öğlen oldu, ne vakit gün akşam oldu anlamıyorum. Bunun etkisinde, her sabah giyinirken "Allah'ım ne olur akşam bir an önce olsun! Hatta gözlerimi kapatıp açayım ve akşam olmuş olsun!" diye içten yaptığım duaların etkisi nedir bilemem. Mevsim artık iyice kendini hissettirir oldu. Her ne kadar hala gök gürlese de yine yaz geldi artık.

Amasrayı anlattım, Safranboluyu da ama oradan aldığım lezzetli şeylerden bahsetmeye hiç fırsatım olmadı. Neler mi aldım? Manda yoğurdu, tazecik inek peyniri, şifalı kırk kilit otu, mis gibi çilek, safranlı lokum, bağlar gazozu ve daha nicesi. Manda yoğurdu azıcık ağırdı. Ama peynire laf yok.

Bu peynir öyle marketten aldığınız peynirlere benzemiyor. Sapsarı rengiyle, mis gibi kokusuyla, Amasra pazarından aldığım peynirle yaptığım bir börek bu. Lafı fazla uzatmadan tarife geçelim.



Bildiğiniz malzemelerle yapılan oldukça pratik bir tarif. O sebeple uzun uzun tarif vermeyeceğim. 3 Adet yufka, biraz süt, yoğurt ve yumurta, içi içinse peynir ve maydanoz. Gerisi size kalmış.

Haftasonu geldi yine, eve gidip kendimi çimenlerin  içine ormana atmak istiyorum. Gerçi bu gün öğle tatilinde ormanda yürüyüş yaparken soğuk bir süprizle karşılaştık. Uzun zamandır böyle korktuğumu hatırlamıyorum. Tempolu tempolu yürürken az daha güneşlenen bir yılanın üzerine basıyorduk. Ben ondan o da benden korktu, nihayetinde ise her ikimiz de farklı istikametlere doğru hızla arkamıza bakmadan yol aldık. Yılanla ilgili kötü bir anım var, küçük büyük farketmez adı bile yeter benim için.

Yaşasın tatil deyip, yarın sabah böyle bir kahvaltıyla güne başlamak istiyorum.


Mutlu tatiller...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...