Sayfalar

Bu Blogda Ara

Organik Mutfak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Organik Mutfak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20+5=MUTLULUK


Uzun zaman olmuş, mevsim dönmüş, gün solmuş, yapraklar savrulmuş...
 Huzur koşmuş, hayat coşmuş, mutluluk doğmuş...

Histerik gözyaşlarına uyandığım bir sabahta, akan damlaların bana ömrümün en mutlu haberini getireceğine hiç inanmazdım. Bu gözyaşlarıyla birlikte içimdeki kıpırdanan umutların yeniden yeşereceğini söyleseler asla kanmazdım. Ama büyük konuştum, tüm kalbimle yeniden inandım, tüm aklımla kandım.

Bu mutluluğun sebebi ise "Canım Kızım". Allah sağlıkla, mutlulukla kavuşabilmeyi nasip etsin bize.

Benden hayatın özeti bu kadar. Yedirip içirmeyi, süslü sofralar kurmayı, pişirip taşırmayı çok seven ben maalesef mutfak aşkımdan soğudum şu sıralar. Benim minik kızım, tamamıyle beni esir almış durumda. Ne yemek yapalım istiyor, ne de yemek yiyelim. Koca bir yazı tembellik yaparak geçirdik. Ancak ayılıyoruz.


Bu sofrayı işten kızlar için hazırladım. Tabi tek başıma değil. Sevgili Özen ve Nazan'ın da yardımıyla hoş sohbetli bir pazar kahvaltısı yaptık. Mevsimin cömertliğiyle soframızdaki herşeyin tamamına yakını organikti. Sabah önce buluşup pazar yollarına düştük, ardından pazardan aldığımız körpecik sebzelerle kendimize bir ziyafet çektik. Durumum sebebiyle çok özel tarifler yoktu. Sadece otlu peynirli poğaça bize eşlik etti.


Bizden haberler bu kadar. En kısa zamanda yeni tariflerle dönebilmeyi umut ediyorum. Musmutlu haftasonları...





Kabak Çiçeği Dolması


Geçen haftalarda annem bizdeyken ev bakmaya gitmiştik. Bakacağımız ev yoldan biraz sapa kaldığı için yürümeye başladık. Yürürken annem, buğday başaklarına benzer bitkileri gösterip, "kızım bak bunlar yokluk buğdayıymış, eskiden dedenler bunları toplayıp un yaparlarmış..." diye anlatmaya başlayınca, aklımda hemen  "şükür" nidaları yükseliverdi.

Kabak çiçeği de yokluk zamanlarının uydurma yemeği midir bilmem ama, işe espriyle yaklaşacak olursak yokluk bazen de iyi şeylere sebep olabiliyormuş demek geçmiyor değil içimden. Kökeni için farklı söylentiler olsa da Ege mutfağının en lezzetli yemeğidir kabak çiçeği dolması. Hem de öyle lezzetlidir ki, kabağın üstüne yükletilen bütün kötü unvanları unufak edebilir. Tecrübeyle sabittir!


Pazar günü sabah yataktan kalkar kalkmaz kendimizi pazara attık. Yazın gelmesiyle birlikte pazar artık daha renkli bir hale geldi. Uykusu açılmamış adımlarken pazarı bir anda çıktı karşıma kabak çiçeği. Daha fazla naylon poşette güneş altında kalıp küsmelerine gönlüm razı olmadı, hemen aldım senenin ilk çiçeğini. Maksat kabak üzerine söylenmiş tüm kötü sözleri unutturmak, maksat kabağın etinden sütünden faydalanmak?

Ufak araştırmalardan sonra ilk deneyim için kolları sıvadım. Görüntüsü bile nasıl da etkileyici öyle değil mi?


Malzemeler:
  • 30 adet kabak çiçeği
  • 1 su bardağı pirinç
  • 2 büyük boy sağan
  • yarım demet maydanoz
  • yarım demet taze nane
  • yarım demet dereotu
  • yarım çay bardağı kuşüzümü
  • yarım çay bardağı dolmalık fıstık
  • 1 çay kaşığı kimyon, yeni bahar, karabiber, toz biber
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • isteğe bağlı bir çimdik tarçın
  • zeytinyağı
Hazırlanışı: 
Önce kabak çiçeklerini soğuk suya ıslayıp, içlerindeki polenli kısımlarını çıkartıyoruz. Çiçekleri yıkarken başaşağı yıkayın ki şekilleri bozulmasın. Daha sonra dolma içimizi hazırlıyoruz. Önce soğanları ve fıstıkları kavurup pirinci ekliyoruz. Sonra tüm baharatları ekliyoruz. Ocaktan indirdikten sonra tüm yeşilliklerini  ekleyip ılımaya bırakıyoruz. Hazırladığınız iç harcı muhakkak ılındırın yoksa çiçekleriniz zarar görebilir. Sıra geldi çiçekleri doldurmaya. Çiçeklerin içine bir çay kaşığından biraz fazla iç harçla doldurup tencereye dizin. Doldurma işlemi bittikten sonra üzerine bir su bardağı su ekleyip en küçük ateşte, kısık ateşte pişmeye bırakın. Dolmalarınızı ılık olarak servis yapın. İşin püf noktası en küçük ocakta, kısık ateşte pişirmek. 

Dipnot: Ilık olarak, üzerine limon sıkılarak, semizotlu cacık eşliğinde tüketilmesi tavsiye edilir!

Afiyetle...



Enginar Kalbi


Bahçelerde enginar çıktı çıkalı, midemizden önce karaciğerlerimiz bayram etmeye başladı. Yok ben enginar yemem, yiyemem diyenlerdenseniz eğer, bu kıymetli sebze için yeterli çabayı göstermiyorsunuz demektir. Bizim evde de aynı homurtular dolaşmaya başlayınca, paraya kıyıp tazecik enginarları da alınca mutfakta olaylar şöyle gelişmeye başladı:

Önce körpe enginarlar itinayla soyuldu, kararmamaları için tuzlu unlu suya ıslandı, körpecik bir kaç yaprak kemirildi...

Ardından derin bir tencerenin içine 2 su bardağı su, bir limon suyu, birazcık tuz ekleyip, enginarlar pişmeye bırakıldı...

Enginarlar pişe dursun deyip açtım buzdolabının kapısını. Bir paket mantar gözüme çarptı hemen, sonra enginarı muhakkak mantarlı bir pilavla buluşturmalıyım dedim. Taze soğanları, zeytinyağında şöyle bir çevirip içine irice doğradığım mantarları ekledim. Biraz soteledikten sonra pirinçi, tuz ve karabiberi ekledim. Kısık ateşte bir pilav demledim. Demini almak üzere olan pilavıma bir yemek kaşığı kaymak ekleyip, lezzetine lezzet kattım. Aslında pilav pilavlıktan çıkıp çoktan risottoya doğru yola çıkmıştı ama o benim için mantarlı bir pilavdı. Bundan kendisinin de haberi yoktu?

İşin en kolay tarafı ise enginar çanaklarıma bu nefis pilavı doldurmak, biraz da incecik kıydığım dereotu ve maydanozla süslemek oldu. Bu nefis lezzete annemin elleriyle mayaladığı yağlı yoğurdu eşlik etti.

Evdeki "enginar mı??" homurtularına kulak asmayın, enginar yeme azminden şaşmayın...

Sevgiler, musmutlu hafta sonları...

Kabak Tadı: Mücver


Yazın gelmesine siz de benim kadar sevinenlerdenseniz eğer, parmağınızı kaldırıp bir yehhuu çekin. Çünkü yazla birlikte sebzelerin bence en güzellerine kavuşmuş oluyoruz. Önce patlıcan, sonra kabak, pembe domatesler, çıtır çıtır biberler... Kış sebzeleriyle yemek yapma uğraşı kabak tadı vermişken, pazardan alıp geldiğim bu körpecik kabaklarla yaptığım mücver kabak tadı vermiyor hiç. 

Kabak tadı vermek deyimiyle kabağa haksızlık edildiğini düşünürüm hep. Kabak tadı veren haberler, kabak tadı veren magazinel olaylar, kabak tadı veren insanlar... Bizi kızdıran, bizi usandıran herşeye kabak tadı verdi deyip geçiyoruz. Mücverden bir ısırık aldıktan sonra ağzınıza yayılan kabak tadını nasıl açıklarsınız peki? Her gün yeseniz bıkar mısınız? (cık:)



Şimdi vereceğim tarif kabak tadı verme deyiminin sizde oluşturduğu tüm kötü izlenimleri kökten yok edecek. Garanti veriyorum bu tariften sonra hayata pembe gözlüklerle bakacak ve her birinizin içinde bir Pollyanna uyanacak. Hadi bakalım Pollyannalar herkesi bu masal için mutfağa davet ediyorum.

Mücver için gramlı bardaklı ölçülerim yok. Elinizdeki tüm kabakları rendenin iri tarafıyla rendeleyin. Ben 1 kilo kabak kullandım. Rendelenen kabakların suyunu sıkın ve diğer malzemelerinizi hazırlayın. Birer demet  taze soğan, maydanoz ve dereotunu incecik kıyın. Kabakların üzerine ince ince kıydığınız yeşillikleri, baharatlarını, 1 yumurtayı, 3 yemek kaşığı unu ve 2 dilim beyaz peyniri ekleyip yoğurun. Kızgın yağda her iki tarafı da kızarana dek kızartın. Ilık olarak kaymaklı tava yoğurdu eşliğinde servis yapın.

Uzun süren kış sonrası kabak tadı veren kış yemeklerinin ardından fresh bir lezzetle mutlu haftalar diliyorum...

Organik Tavuk Suyu(na) Çorba


Eskiden evde tavuk pişecek oldumuydu, tencereyi bir ben yoklardım, bir de kardeşim. Pişen ciğeri kim kaparsa elinde kalırdı. Annem kendisine muhakkak bir but ayırır, babam ise bol sarımsaklı ve nar ekşili pişsin isterdi tavuğu. Öyle bereketli, öyle lezzetli olurdu ki o tavuklar, bir kepçesi ile şahane bir pilav, geriye kalan suyuyla da çorba ve ekşilemesini yapardı annem.

Ama şimdi büyüdük ve sofraya koyduğumuz tavuklardan lezzet almaz olduk. Saatlerce kaynatsak da ne yağı ve tadı ne de rengi aynı oldu  organik tavuklarla... Baharatlar ekledik, taze sebzeler ekledik olmadı.

Ne kadar şanslıyım ki ben artık tavuk diye yutturulan, ilaçlarla şişirilen tavukları soframa koymuyorum. Annemlere her gittiğimizde bir tavukla dönüyor, ya da onlar bana her geldiklerinde muhakkak bir tavuk getiriyorlar.

İşte ben de gelen son tavuğu kocaman bir tencerenin içine attım. İçine havuç, kereviz ve patates doğradım. Biraz tane ve toz karabiber, biraz da kişniş tohumu ekledim. Kısık ateşte bir yolculuğa ilk adımı atmış oldum.


Pişen tavuğun bir budunu didikleyip, tavuk suyunun içine biraz pirinç atıp bu enfes çorbayı yaptım. Gerçekten de tavuk suyu deyip de geçmemek gerek. Bir tavuk suyunun asla olmazsa olmazı bence kereviz ve kişniş. İçmeye doyamadığım bir çorba olmuştu. 


Çorbadan sonra hemencecik bulguru yıkayıp tereyağında şöyle bir döndürdüm. Üzerine de tuz ve biraz daha tavuk suyu ekleyip pilavımı pişirdim.


Gelenek genelde bizim evde de bozulmaz, köy tavuğu ekşili yapılırdı ancak, bu seferki tavuk öylesine körpeydi ki, tekrar una bulayıp, kızartıp ikinci bir işlemden geçirmeye kıyamadım. Bulgur pilavını üzerine tavuğu oturtuverdim.

Garnitür olarak tavuk suyunun içinden çıkan havuç, kereviz ve patatesleri çıkartım. Onlara ise taze sarımsak ve maydanozla hazırladığım yoğurtlu sos eşlik etti.

Kalan sapsarı ve mis gibi tavuk kokan suyu ise buz kalıplarında dondurup kendime tavuk suyu yaptım. Bu postu yazarken itiraf ediyorum, geriye sadece tek kullanımlık kaldı, hepsi itinayla midemize gönderildi, tarafımızdan bayram edildi.

Vee gökten  üç elma düştü, birini ben, ikincisi ben ve üçüncüsünü ise yine Ben yedim:)) Bir masalın daha sonuna geldik. 

Herkese musmutlu haftalar...





Organik Mutfak: Sarıot ve Kuşkonmaz


Bundan 6-7 ay önce olsa, kış mevsimi girince eyvah şimdi ne pişireceğim naraları atar, çoğu zaman da bahane olarak yorgunluğu ekler mutfağa girmek istemezdim. 

Bundan 6-7 ay önce olsa, lapa lapa yağan kar yüzünden üşümekten korkar, buz tutmuş yollarda kaymaktan ürker, amann nasılsa seçtirmiyorlar deyip market yollarını tutar, orada tazeliğini yitirmiş meyve ve sebzeleri doldurur gelirdim eve.

Bundan 6-7 ay önce olsa, koklarken misi gibi çilek kokan ama yemek için yıkadığımda o nefes kesen kokudan eser kalmayan çilek görünümlü ekşi meyveleri dişlerdim...

Oysa ben envai çeşit tazecik sebze ve meyvelerle, dalından kendimin koparttığı ürünlerle geçirdim bu kışı. Yine mutfağa girmek istemediğim zamanlar oldu elbet ama onlar da tamamen şımarıklıktandı. Son zamanlarda  pazar günleri  ve evimin dibinde pazar günleri kurulan cıvıl cıvıl pazarın gelmesini dört gözle bekler oldum. Isırınca suratıma sularını sıçratan turpları, çıtır çıtır marulları, körpecik kerevizleri, aromatik otları...

Tamam tamam kimseler kıskanmasın, ben sözü biraz da fotoğraflar bırakmak istiyorum.

 Sırasıyla, sarıot, turp, kuşkonmaz, pazı...



Şimdi size kısaca tarifi vermek istiyorum. Sarı otları ve kuşkonmazları ayıklayıp yıkayın. Bir baş iri soğanı küp küp doğrayıp zeytin yağında çevirin. Hemen ardından kuşkonmazları soğanlara ekleyin. Biraz kavurduktan sonra doğradığımız sarıotu ekleyip suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Otun üzerine bir miktar tereyağı bırakıp yağlar eriyince göz göz açtığımız ota yumurtaları kırıp kapağını kapatıp bekliyoruz. Son olarak da üzerine pul biberi ve tuzu serpip sıcak olarak servis ediyoruz.

Her şey bu kadar taze, her şey bu kadar körpe, her şey bu kadar lezzetli olunca ben de mutfağa keyifle giriyorum. Biraz Ege'den biraz Akdeniz'den esinlenip sıcak yuvamı bu lezzetlerle dolduruyorum.


Hayatınızdaki renklerin ve lezzetlerin bu kadar canlı kalması dileklerimle...


Organik Mutfak


Memlekete gidince dönüşe birkaç gün kala annemle birlikte organik olan ne varsa bulup alıp götürmek için çabalıyorum. Pazarları gezmeye mis gibi kokan domatesleri, gerçekten sarımsak kokan sarımsakları, minicik bahçe biberlerine doyamıyorum. Ekşisi gerçekten ekşi, acısı yakan acılardan.

Önceden hangisi sera hangisi hormonlu anlamazdım. Ancak artık ben de ayırt edebiliyorum. Domates seven bir arkadaşımızın, oldukça tanınmış bir marketten buram buram domates koktuğu için kanıp aldığı, ama daha sonrasında yemek için yıkadıktan sonrasında kokusunun gittiği domateslerden sonra memlekette kurulan köy pazarlarının kıymetini daha iyi anladım.

Bamyadan taze börülceye, barbunyada bibere, domatesten fasulyeye kadar tüm kışlık ihtiyacımın alışverişini yapıp öyle döndüm. Şimdi bunların keyfini sürüyorum. Her sabah kahvaltımı pembe domatesle, çıtır çıtır salatalıkla tamamlıyorum.


Annemin bahçesinden toplayıp kurutup paylaştığımız kırmızı biberleri. Bu biberler tüm boranilerimin üzerini mis gibi kokan tereyağı ve yine annemin yaptığı kırmızı toz biberle süsleyecekler.


Bu da yengemin bana getirdiği, tuzunu da tadını da mis gibi süt kokusunu da hissettiğimiz harika tereyağım.

Dayımın aktar olmasından ise oldukça mutluyum, harika baharatlar keşfetme imkanım oldu.


En baştaki kırmızı olan safran, ortadaki tuz baharatı, soğanlı sarımsaklı, en sondaki ise kebap baharatı. Kokularını tahmin bile edemezsiniz. Ben bunları poşetlerken, turistlerin gelip geçerken kokularını içlerine bir çekişleri vardı ki sormayın. Değirmen dayımın hediyesi, arkadaki ise annemin köydeki evlerden birinde bulup benim için sakladığı antika bir kahve değirmeni. Bununla birlikte antika koleksiyonum da oldukça genişledi.


Bunların yanısıra meyveler de aldım.

Kaktüs bitkisinin meyvesi. Tadını trabzon hurmasına benzettiğimiz için eşim sever diyerek aldım. Ama pek tutmadı.


Bunlar da yine tamamen organik incirler. Annemlerle birlikte köye gittiğimizde toplamıştık. Benim favorim içi kıpkırmızı siyah incirler.

Sizi bilmem ama ben artık hazır yoğurtları pek yiyemiyorum. Anacak içine reçel falan döküp meyveli yoğurt şeklinde tüketebiliyorum. Tatile gitmeden önce süt alıp evde kendim yoğurt yapıyordum ama süte su karıştırdıkları için annemin evimiz de yapıp yedirdiği yoğurtlardan olmuyordu. Dönerken annemden damızlık yoğurt alıp dönmüştüm ve karşı komşumun köyden tanıdığı olup olmadığını sorunca da kayın validesinin köyden geleceğini ve süt getirebileceğini öğrenince çok mutlu oldum. Sütü pişirince aradaki farkı anladım hemen. Sütün üzeri sapsarı kaymak tutmuştu. Kaymağını alıp kahvaltı için sakladım ve sütü mayaladım. sonuç ise harika oldu. Katı bir yoğurt elde ettim.

Son olarak da dün bari bu kadar organik besleniyorken ekmeğimi de kendi yapayım dedim ve sıvadım kolları.
Biz beyaz undan yapılan ekmekler yerine, tam buğdaylı, kepekli ya da çavdarlı ekmekleri tüketiyoruz. Hem daha sağlıklı hem de daha lezzetli.

TAM BUĞDAYLI EKMEK


Malzemeler:
  • 1-1/3 su bardağı ılık su
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 tane küp şeker
  • 1 tatlı kaşığı kuru maya
  • 3 su bardağı tam buğday unu
  • 1 su bardağı beyaz un
  • yarım su bardağı kepek unu
Hazırlanışı:
Önce suyun bir miktarıyla şeker ve mayayı mayalıyoruz. Önce sıvıları sonra katıları ekleyip, en son da kabaran mayayı ekleyip 30 dakika yoğuruyoruz. Botton kek kalıbımızı yağlayıp dibine birazcık irmik serpiyoruz. son olarak ekmeğimizi içine yerleştirip yarım saat dinlendirip pişiriyoruz. Tadı harikaydı.

Şimdiden afiyet olsun.

Herkese organik haftalar...

Pastırmalı Kuru Fasulye

Hafta sonu eşimle yeni evimizin tadını çıkarttık. Balkonumuzda yemekler yedik, akşamları sohbet ettik. Ben de ölçüyü kaçırmamak şartıyla güzel yemekler yapmayı tercih ettim. Henüz 2 kişi olduğumuz için yiyeceklerimiz de soframız da oldukça minik ölçekli...

Eşimin de benim de asla vazgeçemediğimiz bir lezzetle başlamak istiyorum:

PASTIRMALI KURU FASULYE




Malzemeler:
  • 1,5 su bardağı kuru fasulye
  • 2 yemek kaşığı biber salçası
  • 8 dilim pastırma
  • 2 orta boy soğan
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • yeterince su
Hazırlanışı:

Aslında hepiniz bunu her kadın pişirir dediğinizi duyar gibiyim, ancak size küçücük püf noktaları vermek istiyorum. Kuru fasulyeyi bir gece önceden tuzlu kaynar suya bastırmak gerekiyormuş. Ve muhakkak birazcık da fırında pişmesi gerekiyormuş. Hal böyle olunca ben de kaptım güvecimi, fasulyemi biraz da fırında pişirdim. Sonuç şaşırtıcıydı.

Bir gece önceden kuru fasulyeyi tuzlu suya ıslıyoruz. Ertesi gün 1 saat kaynattıktan sonra pişmesine yakın ocaktan indirip suyunu süzdüm. Soğanlarımı ince ince doğrayıp salçayla kavurdum. Hemen ardından pastırmalarımı ince ince dilimleyip kuru fasulyeleri ekleyip bir taşım kaynatıyoruz. Kaynattıktan sonra güvecimize boşaltıp bir saat fırında pişirip servis ediyoruz.

Bunun yanına en güzel ne gider dersiniz...Elbette bulgur pilavı, ama sebzeli...

SEBZELİ BULGUR PİLAVI


Malzemeler:

  • 1 su bardağı bulgur
  • 3 adet domates
  • 1 adet yeşil biber
  • 1 adet kırmızı biber
  • 1 adet soğan
  • 1 çay kaşığı biber salçası
Hazırlanışı:

Bulgurumuzu ayıklayıp yıkıyoruz. soğan ve biberlerimizi doğrayıp kavuruyoruz. Domateslerimizi rendeliyoruz ve kavurmaya devam ediyoruz. Son olarak salça ve bulgurumuzu ilave edip su ekleyip pişiriyoruz. Afiyet olsun...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...