Sayfalar

Bu Blogda Ara

Zeytinyağlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeytinyağlılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kabak Çiçeği Dolması


Geçen haftalarda annem bizdeyken ev bakmaya gitmiştik. Bakacağımız ev yoldan biraz sapa kaldığı için yürümeye başladık. Yürürken annem, buğday başaklarına benzer bitkileri gösterip, "kızım bak bunlar yokluk buğdayıymış, eskiden dedenler bunları toplayıp un yaparlarmış..." diye anlatmaya başlayınca, aklımda hemen  "şükür" nidaları yükseliverdi.

Kabak çiçeği de yokluk zamanlarının uydurma yemeği midir bilmem ama, işe espriyle yaklaşacak olursak yokluk bazen de iyi şeylere sebep olabiliyormuş demek geçmiyor değil içimden. Kökeni için farklı söylentiler olsa da Ege mutfağının en lezzetli yemeğidir kabak çiçeği dolması. Hem de öyle lezzetlidir ki, kabağın üstüne yükletilen bütün kötü unvanları unufak edebilir. Tecrübeyle sabittir!


Pazar günü sabah yataktan kalkar kalkmaz kendimizi pazara attık. Yazın gelmesiyle birlikte pazar artık daha renkli bir hale geldi. Uykusu açılmamış adımlarken pazarı bir anda çıktı karşıma kabak çiçeği. Daha fazla naylon poşette güneş altında kalıp küsmelerine gönlüm razı olmadı, hemen aldım senenin ilk çiçeğini. Maksat kabak üzerine söylenmiş tüm kötü sözleri unutturmak, maksat kabağın etinden sütünden faydalanmak?

Ufak araştırmalardan sonra ilk deneyim için kolları sıvadım. Görüntüsü bile nasıl da etkileyici öyle değil mi?


Malzemeler:
  • 30 adet kabak çiçeği
  • 1 su bardağı pirinç
  • 2 büyük boy sağan
  • yarım demet maydanoz
  • yarım demet taze nane
  • yarım demet dereotu
  • yarım çay bardağı kuşüzümü
  • yarım çay bardağı dolmalık fıstık
  • 1 çay kaşığı kimyon, yeni bahar, karabiber, toz biber
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • isteğe bağlı bir çimdik tarçın
  • zeytinyağı
Hazırlanışı: 
Önce kabak çiçeklerini soğuk suya ıslayıp, içlerindeki polenli kısımlarını çıkartıyoruz. Çiçekleri yıkarken başaşağı yıkayın ki şekilleri bozulmasın. Daha sonra dolma içimizi hazırlıyoruz. Önce soğanları ve fıstıkları kavurup pirinci ekliyoruz. Sonra tüm baharatları ekliyoruz. Ocaktan indirdikten sonra tüm yeşilliklerini  ekleyip ılımaya bırakıyoruz. Hazırladığınız iç harcı muhakkak ılındırın yoksa çiçekleriniz zarar görebilir. Sıra geldi çiçekleri doldurmaya. Çiçeklerin içine bir çay kaşığından biraz fazla iç harçla doldurup tencereye dizin. Doldurma işlemi bittikten sonra üzerine bir su bardağı su ekleyip en küçük ateşte, kısık ateşte pişmeye bırakın. Dolmalarınızı ılık olarak servis yapın. İşin püf noktası en küçük ocakta, kısık ateşte pişirmek. 

Dipnot: Ilık olarak, üzerine limon sıkılarak, semizotlu cacık eşliğinde tüketilmesi tavsiye edilir!

Afiyetle...



Enginar Kalbi


Bahçelerde enginar çıktı çıkalı, midemizden önce karaciğerlerimiz bayram etmeye başladı. Yok ben enginar yemem, yiyemem diyenlerdenseniz eğer, bu kıymetli sebze için yeterli çabayı göstermiyorsunuz demektir. Bizim evde de aynı homurtular dolaşmaya başlayınca, paraya kıyıp tazecik enginarları da alınca mutfakta olaylar şöyle gelişmeye başladı:

Önce körpe enginarlar itinayla soyuldu, kararmamaları için tuzlu unlu suya ıslandı, körpecik bir kaç yaprak kemirildi...

Ardından derin bir tencerenin içine 2 su bardağı su, bir limon suyu, birazcık tuz ekleyip, enginarlar pişmeye bırakıldı...

Enginarlar pişe dursun deyip açtım buzdolabının kapısını. Bir paket mantar gözüme çarptı hemen, sonra enginarı muhakkak mantarlı bir pilavla buluşturmalıyım dedim. Taze soğanları, zeytinyağında şöyle bir çevirip içine irice doğradığım mantarları ekledim. Biraz soteledikten sonra pirinçi, tuz ve karabiberi ekledim. Kısık ateşte bir pilav demledim. Demini almak üzere olan pilavıma bir yemek kaşığı kaymak ekleyip, lezzetine lezzet kattım. Aslında pilav pilavlıktan çıkıp çoktan risottoya doğru yola çıkmıştı ama o benim için mantarlı bir pilavdı. Bundan kendisinin de haberi yoktu?

İşin en kolay tarafı ise enginar çanaklarıma bu nefis pilavı doldurmak, biraz da incecik kıydığım dereotu ve maydanozla süslemek oldu. Bu nefis lezzete annemin elleriyle mayaladığı yağlı yoğurdu eşlik etti.

Evdeki "enginar mı??" homurtularına kulak asmayın, enginar yeme azminden şaşmayın...

Sevgiler, musmutlu hafta sonları...

Organik Mutfak: Sarıot ve Kuşkonmaz


Bundan 6-7 ay önce olsa, kış mevsimi girince eyvah şimdi ne pişireceğim naraları atar, çoğu zaman da bahane olarak yorgunluğu ekler mutfağa girmek istemezdim. 

Bundan 6-7 ay önce olsa, lapa lapa yağan kar yüzünden üşümekten korkar, buz tutmuş yollarda kaymaktan ürker, amann nasılsa seçtirmiyorlar deyip market yollarını tutar, orada tazeliğini yitirmiş meyve ve sebzeleri doldurur gelirdim eve.

Bundan 6-7 ay önce olsa, koklarken misi gibi çilek kokan ama yemek için yıkadığımda o nefes kesen kokudan eser kalmayan çilek görünümlü ekşi meyveleri dişlerdim...

Oysa ben envai çeşit tazecik sebze ve meyvelerle, dalından kendimin koparttığı ürünlerle geçirdim bu kışı. Yine mutfağa girmek istemediğim zamanlar oldu elbet ama onlar da tamamen şımarıklıktandı. Son zamanlarda  pazar günleri  ve evimin dibinde pazar günleri kurulan cıvıl cıvıl pazarın gelmesini dört gözle bekler oldum. Isırınca suratıma sularını sıçratan turpları, çıtır çıtır marulları, körpecik kerevizleri, aromatik otları...

Tamam tamam kimseler kıskanmasın, ben sözü biraz da fotoğraflar bırakmak istiyorum.

 Sırasıyla, sarıot, turp, kuşkonmaz, pazı...



Şimdi size kısaca tarifi vermek istiyorum. Sarı otları ve kuşkonmazları ayıklayıp yıkayın. Bir baş iri soğanı küp küp doğrayıp zeytin yağında çevirin. Hemen ardından kuşkonmazları soğanlara ekleyin. Biraz kavurduktan sonra doğradığımız sarıotu ekleyip suyunu çekene kadar pişiriyoruz. Otun üzerine bir miktar tereyağı bırakıp yağlar eriyince göz göz açtığımız ota yumurtaları kırıp kapağını kapatıp bekliyoruz. Son olarak da üzerine pul biberi ve tuzu serpip sıcak olarak servis ediyoruz.

Her şey bu kadar taze, her şey bu kadar körpe, her şey bu kadar lezzetli olunca ben de mutfağa keyifle giriyorum. Biraz Ege'den biraz Akdeniz'den esinlenip sıcak yuvamı bu lezzetlerle dolduruyorum.


Hayatınızdaki renklerin ve lezzetlerin bu kadar canlı kalması dileklerimle...


Foccaccia


Güneşin yüzünü göstermeye başladı şu bereketli günlerde, canım şöyle baharatlı bir şeyler denemek istedi. Baharın geliyor olması sebebiyle taze baharatlara kavuşmanın heyecanını yaşıyorum. En çok da Fesleğene kavuşmayı bekliyorum. Fesleğene kavuştuğum ilk anda ise onunla güzel bir pizza tarifi deneyip sizlerle paylaşıyorum. Sadece fesleğen, cherry domates ve mozeralla peynirli bu pizzayı özleyenler parmak kaldırsın...

Yaz gelecek de pizza yapacağız deyip, beklemek istemeyenler için gelsin bu tarif. Bu tarifi kız kardeşim için kahvaltıya hazırladım. Sabah erkenden kalkıp mutfağın yolunu tutup açtım radyomu. Sonra balkona çıkıp güneşi çektim içime. Ardından bir çiftçi edasıyla balkondan biberiyeleri topladım, yıkadım ve ayıklayıp bir köşeye bıraktım. Sonra oturup uzun uzun sarımsak soyup biberiyelerle birlikte havana kattım ve başladım dövmeye. Ezildikçe etrafa muhteşem aromaların eşsiz kokuları yayılmaya başladı. Macun kıvamına gelince de üzerine zeytin yağı ekleyip başladım beklemeye.

Bekledim derken iş burada bitmedi elbette. Soğanlarımı karamelize ettim. Sonra da hamurumu mayaladım ve ortaya bu muhteşem ekmek çıktı. Foccaccia yolculuğumuz başlasın, aşağıda yolcu kalmasın...

Malzemeler:
  • 500 gr un
  • 1 su bardağı ılık su
  • 1 paket yaş maya
  • 1 adet küp şeker
  • yarım su bardağından biraz fazla zeytin yağı
  • 1 baş sarımsak
  • 4-5 dal biberiye
  • 1 adet soğan
  • 1 adet küp şeker
  • 5 yemek kaşığı zeytinyağlı domates sosu
  • tuz
Hazırlanışı: 

Yukarıda anlattığım gibi önce biberiyeli sarımsaklı zeytinyağımızı hazırlayıp bir köşede aromaların yağa geçmesi için bekletiyoruz. Sonra soğanı küp küp doğrayıp kısık ateşte ve bir tane kip şekerle karamelize olmasını sağlıyoruz. Karamelize olan soğanları soğumaya bırakıyoruz.  Daha sonra hamuru yoğurup içine tüm malzemelerini ekleyip mayalanması için üzerini hafif nemli bir bezle kapatıp bekliyoruz. Hamur için detay vermiyorum, burada önemli olan zeytin yağındaki aromayı ayarlayabilmek. Daha sonra önceden ısıttığımız 180 derecelik fırında 30-40 dakika pişiriyoruz.

Ben bunu soğukken daha çok sevdim. Sıcakken aromalarını tam alamamıştım ancak soğudukça daha da bir güzelleşiyor. Bu ekmeği sadece bir bardak çayla ya da  bizim gibi güzel bir kahvaltı sofrasında da tüketebilirsiniz.


Ben ve kardeşim bu ekmeğin kesinlikle biraz daha soğuyunca yenmesi taraftarıyız. Eğer siz de şöyle baharatlı bir şeyler olsa diyorsanız, ya da egeden, akdenizden esintilerle güne başlamak istiyorsanız bu lezzeti mutlaka deneyin.

İmam Bayıldı

Yaz mevsimi gelse de patlıcanlar tabaklara gelse diye beklerim ben. Şöyle sarımsaklı yoğurt eşliğinde kızartması mı desem, yoksa domates soslu patlıcan mı? Beğendili kebap mı, yoksa közlenmiş salatası mı?

Patlıcanı çok seven birisi olarak her çeşidini çok seviyorum. Yazları annem denize giderken bir tencere imam bayıldı yapardı muhakkak. Üzeri maydanozla örtülmüş, sarımsaklı domates soslu, nar gibi kızarmış bir tencere imam bayıldı. Düşününce fark ettim ki ben hiç imam bayıldı yapmadım bu güne kadar. Annemin yapıp da benim ayıla bayıla yediğim bu yemeği bir de kendim pişirmek istedim.


Malzemeler:
  • 5 adet patlıcan
  • 2 adet büyük boy soğan
  • 5 adet çarliston biber
  • 5 diş sarımsak
  • bolca domates
  • 1 adet küp şeker
  • üzeri için maydanoz
Hazırlanışı:

Ben patlıcanlarımı uzun dilimler halinde kızarttım daha pratik olduğum için. Patlıcanları alacalı soyup uzun uzun dilimleyin ve kızartın. Sonra bir tavaya irice doğradığımız soğanları, sarımsakları ve biberleri atıp kavurun, Domateslerin kabuklarını soyup küp küp doğrayın ve soğanlara ekleyin.son olarak da şekerini ekleyip pişirin. Kızarttığımız patlıcanları tencereye dizip, içlerini harçla doldurun. Artan harcı da tencereye döküp, düşük ısıda 20 dakika pişirin. ılık olarak servis yapın...


Yaz geldiği için bol patlıcanlı tarifleri sizlerle paylaşmaya devam edeceğim. Eğer siz de benim gibi bir patlıcan severseniz beni izlemeye devam edin.

Mutlu Haftalar...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...